
On Yıl Sonra Hakikatin Zaferi 15 Temmuz
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her fırsatta altını çizdiği, benim de köşemde sık sık dile getirdiğim bir gerçek var: Bugünün dünyasında savaşlar sadece cephede değil; algı mecralarında, dezenformasyon koridorlarında ve dijital dehlizlerde veriliyor.
Manipülasyon ustaları, "Gerçek ne olursa olsun, anlatı bizde kalsın" diyerek toplumsal hafızayı kirletmeye çalışıyor.
Ama bundan tam on yıl önce, 15 Temmuz 2016 gecesi, bu topraklarda öyle bir hakikat duvarına çarptılar ki, kurdukları tüm o karanlık kurgu iskambil kağıdı gibi yıkıldı.
Hatırlayın o geceyi...
Bir tarafta millet iradesine silah doğrultanlar, Meclis’i bombalayacak kadar gözü dönmüş hainler vardı. Diğer tarafta ise "Türkiye’de bir şeyler oluyor, hele bir bekleyelim, sonucu görelim" diyerek sessizce hesap yapanlar... Rüzgarın nereye eseceğini kestirmeye çalışan algı mimarları, ekran başında "bekle-gör" taktiğiyle pozisyon alıyordu.
Ancak o gece bu millet hesap yapmadı. Tereddüt etmedi. Sonucun ne olacağını, rüzgarın nereden eseceğini düşünmedi. Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla meydanlara inen o milyonlar, sadece tankların önüne bedenlerini siper etmedi; aynı zamanda Türkiye üzerinde yazılan o küresel senaryoyu da yırtıp attı.
İşte aradan koca on yıl geçti.
Dünün "Bekleyenleri", Bugün Ankara'nın Ağzına Bakıyor
Bugün geldiğimiz noktada çok net bir tablo var karşımızda:
On yıl önce kalkışma devam ederken sinsice sonucu bekleyenler, bugün küresel meselelerde Türkiye’nin ne söyleyeceğini, Ankara’nın nasıl bir irade ortaya koyacağını büyük bir merak ve endişeyle bekliyor. Dün Ankara'daki gelişmeleri uzaktan bir film gibi seyredenler, bugün bölgesel dengelerde Ankara'nın rızasını arıyor.
Neden mi? Çünkü bu millet, 15 Temmuz’da hiçbir küresel senaryonun figüranı olmayacağını, kendi kaderini kendi elleriyle yazacağını tüm dünyaya ilan etti. Bu topraklarda artık masa başında operasyon yapılamayacağını, milletin iradesine ayar verilemeyeceğini herkes en acı tecrübeyle öğrendi.
Omuzlarımızdaki Üç Ağır Emanet
Peki, onuncu yılında bu büyük direnişi sadece bir anma törenine mi indirgeyeceğiz? Elbette hayır. Şehitlerimize ve gazilerimize karşı omuzlarımızda taşıdığımız sorumluluk çok büyük. Bize canları pahasına üç kutsal emanet bıraktılar:
Birincisi; Aileleri: Canlarını bu vatan için feda eden kahramanların geride bıraktığı eşleri, çocukları, anne ve babaları... Onları kendi ailemiz bilmek, sadece devletin değil, bu toplumun her bir ferdinin namus borcudur.
İkincisi; Bağımsızlığımız: Emperyalist odakların ülkemiz üzerindeki emelleri hiçbir zaman bitmedi, bitmeyecek. Bugün ekonomik, teknolojik ve askeri alanda tam bağımsız bir Türkiye için her zamankinden daha çok çalışmak, bu bağımsızlığı sonuna kadar savunmak zorundayız.
Üçüncüsü; Hakikati Korumak: En az diğerleri kadar hayati bir mesele de budur. Bugün FETÖ ve yandaşları, dijital mecraların sunduğu dezenformasyon imkanlarını kullanarak o temiz direnişi kirletmeye, sulandırmaya ve yalanlarla örtmeye çalışıyor. Sosyal medyanın karanlık dehlizlerinde bu temiz mücadeleyi kurban etmemek, 15 Temmuz ruhunu ve o eşsiz anti-emperyalist duruşu gelecek nesillere en doğru şekilde aktarmak bizim varoluşsal görevimizdir.
15 Temmuz hain darbe girişimini unutma, unutturma!
Hakikat susarsa, yalanlar geleceğimizi işgal eder.
Zeynep Ceyda Akduman






















HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.